aglea

"et j'irai loin, bien loin, comme un bohémien"

Archive for the category “sızı”

Հրանդ Տինք

cinayetin üzerinden tam 5 koca yıl geçti. onca haksızlığa, karartmaya, sindirmeye, korku ve tehdide, devletin sahibi değişse de ruhu değişmeyen katil siciline rağmen ümidimizi hep canlı tutmaya çalıştık. katilleri biliyorduk, her şey gözümüzün önünde oldu. biliyorduk ki; hrant dink’i aylarca “bir güvercin tedirginliği”nde yaşatan bu süreç, dev bir linç organizasyonuydu. devletin tüm güçleriyle; siyasileri, basını, zehirli bir yılan gibi kalabalığın içine akıtıp hrant dink’i hedefe yerleştirdiği “türk’lüğü aşağılama” safsatası, yanında konumlandırdığı kızgın halk kitlesi, işine geldiği gibi çantasında taşıyıp gerektiğinde çıkarıp kendini temize çıkardığı hukuku ile ince ince ördüğü cinayet senaryosu, o gün, agos’un önünde saat 15.00 sularında gerçekleştirildi. kana doymayan katil, kurbanını her dava, her yıl dönümü ve her fırsatta yeniden yeniden öldürmeye devam ediyor. kaldırıma akan o tertemiz kan her defasında yeniden tazeleniyor. bizim cenazemiz halâ o kaldırımda boylu boyunca yatmakta. ilk günün acısı ve öfkesiyle dopdoluyuz! bunu kanıksamayacağız. yazmaktan, konuşmaktan, bağırmaktan, isyan etmekten, kavga etmekten, üzülmek, suçlamak, her zaman başı dik hakkımızı arayıp durmaktan bıkıp usanmayacağız. katiller bekledikleri bıkkınlığı, yorgunluğu; yüzümüzde, gözlerimizde, ellerimizde, dizlerimizde göremeyecekler.

biz, hrant için yüreği yananlar, katilden adalet beklemek saflığını çoktan aştık. biliyoruz ki asıl katiller oldukları yerde, maşaları bir süre içeride, sonra özgür, daha olmadı sonsuza kadar susturulacaklar. bu katil yaratan döngüyü, bu katil ruhu anlamamız imkânsız, ama sesimizi yükseltip karşısına durmamız, birbirimize destek olmamız, rakel dink’in yüzüne utanmadan bakabileceğimiz bir gün için, yanıbaşında, arkasında yürümemiz gerek. o kara günde sevgilisini uğurlayan rakel’in; yaptıklarını, konuştuklarını kim unutabilir sevgilim? hangi karanlık unutturabilir sevgilim? olmuşları, olanları kim unutturabilir? korku unutturabilir mi sevgilim? yaşam mı? zulüm mü? dünyanın zevk-i sefası mı sevgilim? yoksa ölüm mü unutturacak sevgilim? hayır, hiçbir karanlık unutturamaz.” dediği gibi, her gün tazelenen bir hafıza ve güçle, kim olduklarını apaçık bilip gördüğümüz arsız, acımasız katil sürüsünün yüzlerine suçlarını haykırmaya devam edeceğiz!..

furkan

bütün gece bekledim uçağı… tam üç sabah önce, adı israil olan, acımasız iğrenç gövdesi mazlum kanıyla büyüyen, korkak ve aşağılık katilin üstlerine çöreklenip, “vicdan” taşıyan o gemiyi vurduğu yine aynı saatlerde uçakla döndü furkan. cansız bedeni, yakın mesafeden dört kurşun isabet eden güzel yüzü ve ölümsüz ruhuyla geri döndü… 


bunca yıl sonra, dünyaya halâ güzel adamlar geliyor usta. geliyor ve gidiyorlar… ve “haziran’da ölmek” halâ zor. çok zor…

mendil

ahmet abi, güzelim
nasıl da benziyoruz…

"O" ve erik çiçekleri ve yas üzerine biraz çağrışım

“an jenem tag im blauen mond september
still unter einem jungen pflaumenbaum.”*

“(…) yaşayamadığınız anda yasa bürünen, kendisinden uzaklaştıkça peşinizi bırakmayan, gözlerinizi açtığınız anda sizi yok sayan o büyük aşk, tıpkı bir nefes ya da ruh gibi genleşerek sahip olduğunuz her şeyi daha da yüksekten izleme fırsatını sunan bir prova kayıttır.”

“…çünkü bana kalırsa yaşanmamış olanın yası (yanamadan biriken bir yakıt gibi) yaşanmış olandan çok daha ağır, bedensel karşılığı olmayan kopuk bir ‘acı’ duygusu üretiyor.”

*brecht
fotoğraf; başkalarının hayatı – f. h. donnersmarck
alıntılar; andré breton

sürgün

“mutluluk her zaman keyif vermez.”*

büyükannemi ailesinden kaçıran o kadın, kara çarşafa sarmış. gözlerini bile göstermeyen siyah bir tülün altındaymış yüzü. öyle anlatırlar. ardında bıraktığı annesi hamileymiş de, en çok küçük kardeşini merak etmiş ölene kadar. yaşadıkları o güzel kasabanın papazı olan babası yokmuş o sırada, çok uzaklarda, uzun bir seyahatteymiş. ailesini tanrıya emanet edip kudüs’e gitmiş hacı olmaya. nereden bilsin. o,  kutsal topraklarda dua ederken ailesinin evlerinden sökülüp atılacağını. nereden aklına gelsin tehcir belâsı…


ama ailenin diğer erkekleri düşmüşler peşlerine, kaçırıldığı şehre kadar da iz sürmüşler hatta, kadın iyi gizlemiş ama büyükannemi. onlar ümidi kesip dönene kadar kimselere göstermemiş. mutluymuş, “o trene binseydi ölürdü, kurtuldu” diyormuş. sekiz yaşında bir kız nasıl dayanırmış o sonu bilinmeyen yolculuğa. adını da değiştirmiş büyükannemin. yeni dinine yakışır bir isim bulmuş. “yeniden doğmuş gibi” olmuş büyükannem…



sonraları pek konuşmamış. zehirli bir sessizliğe mahkum etmiş kendini ve çevresindekileri. inadına çok uzun yaşamış…

fotoğraf: ali fear eats the soul
*r. w. fassbinder

sevgili kardeşim hrant!

altına girmek için cevahir ömrünü feda ettiğin anadolu topraklarının çocuklarına, henüz küçücük bebeklerken anlatılan bir masal vardır. çocuğun minicik avcunun tam ortasına yetişkin bir parmakla basılır ve “buraya bir kuş konmuş…” diye başlar…sonra devam edilir. o minicik parmaklar tek tek, bir güvercinin nasıl katledildiğine dair ayrıntılı bir “operasyon”a suç ortağı yapılarak anlatılır.

“bu tutmuş…” denilir önce.
“bu tüylerini yolmuş…” denir ardından…
“bu pişirmiş…” dedikten sonra,
“bu yemiş…” diyerek masalın vahşet boyutu iyice ballandırılır.

adını serçeden alan en küçük parmak “hani bana – hani bana” diyerek ağlamaktadır masalın sonunda.
bu ülkeyi kocaman bir avuç olarak düşün sevgili kardeşim. masalları bile vahşetin suç ortaklığıyla bezeli bir iklimin tam da avucunun ortasına konmuştun, bütün tedirginliğinle. bir hoyrat parmak tam da üzerine basarak, bu “operasyon”u, bu ülkenin bir serçe kadar ufalmış, küçücük zihinlerine göstere göstere ve arsızca anlatmaya devam ediyor. “bu tutmuş..” denilenler var ya… işte senin ilk katillerin onlardır, biliyoruz!
serçe kadar aklı olmayanlar, bir alıcı kuş gibi çöktüler üzerine. mahkeme kapılarına darağaçları kurdular. tescilli çakalları oraya üşüştürdüler. güvercin kasapları da diyebiliriz onlara…
katillerini tanıyoruz; mermiyi şarjöre ilk onlar yerleştirdi…

“tüylerini yolma” işini büyük bir kanperestlikle üstlenenleri sen de biliyorsun. o yiğit bedenin, şu köhne kaldırıma serildiğinde üzerini onların paçavralarıyla örtmüşlerdi. “ders gibi gerekçe” diyenler de vardı. “yargıtayı böldüğünü” haykıranlar da. “kanadı kırık kuş merhamet ister” diyemediler.
katillerini tanıyoruz; mermiyi namluya sürenler onlardır.

“pişirmek”, iyice aç, çıplak ve savunmasız bırakmak bu ülkenin kozmik geleneğinin en iyi bildiği işti. onu kimselere bırakmadılar. esen yelden hile sezen asırlık gelenekleri ve nobranlıklarıyla gözlerini kör, kulaklarını sağır, dillerini lal ettiler. bir düğün sağdıcı gibi kanlı günün hazırlıklarını yapıp, önündeki engelleri temizlediler. işlerini layıkıyla yaptılar. Yapamadıklarını da katlinden sonraya bıraktılar. o kadar pervasız, o kadar küstahtılar.
katillerini tanıyoruz; seni nişangah aynasına koyup, kahpe pusuya düşürenler onlardır.

bu kanlı ziyafeti yiyenler için konuşmaya bile değmez. onlar cezaevinde fiziksel olarak, mahkemede zihinsel olarak semirtilip duruyorlar. “kurban” olduklarını bilmedikleri için küspeyle beslenmelerini ikram zannediyorlar. dünyanın bütün dinlerinde ve dillerinde arkadan vuran “KALLEŞTİR”.
katillerini tanıyoruz: tetiği çeken onlardır.

bizler, hani bana demeyenler, bu zalimler sofrasına haykırıyoruz. hepiniz asli failsiniz! hepinizi tanıyoruz!
kardeşler!

3 yıl önce tam da burada yere düşen, sadece kardeşimiz hrant değildir.
yere düşen namusumuz, izzetimiz ve haysiyetimizdir. bunu namusu saymamak namustan habersiz olmak demektir. bunu haysiyet saymamak, haysiyetten nasipsiz olmak demektir. madem katilleri tanıyoruz. gün katilleri ve çanak tutanları teşhir etmek günüdür.

yaşasın insanlık onuru.

yaşasın tüm dünya halklarının onurlu kardeşliği.

sırrı süreyya önder
19 ocak 2010

mektup

yaptıklarını, konuştuklarını kim unutabilir sevgilim? hangi karanlık unutturabilir sevgilim? olmuşları, olanları kim unutturabilir? korku unutturabilir mi sevgilim? yaşam mı? zulüm mü? dünyanın zevk-i sefası mı sevgilim? yoksa ölüm mü unutturacak sevgilim?
hayır, hiçbir karanlık unutturamaz.
rakel

Post Navigation

%d blogcu bunu beğendi: