aglea

"et j'irai loin, bien loin, comme un bohémien"

Archive for the category “dinlek”

matt

bu adamın yaptığı müziğin kutsal olduğuna inanıyorum ben. “kutsal” derken, yukarılarda, uzaklarda bir yerde değil, aksine yanıbaşınızda. iddiasız duruşuna inat muhteşem müziğini ne zaman dinlemek isteseniz, ne zaman matt şarkı söylemek istese, doğrulur, gitarı eline alır. akortsa gereken, beklersiniz zevkle. sonra, muhtemelen başkalarının üzünçlü diye tarif edebileceği bir müzik başlar. yavaş, hüzünlü… arkadan belki iç yakıcı bir koro sesi duyarsınız. ama benim için tam da böyle değil işte, matt dinlemek üzmez beni. tüm o drinking songs, failing songs’a rağmen bendeki “şarkı” sözcüğünün karşılığıdır matt elliott müziği, yaşamaktır, kanlı canlı bir duygudur. o sırada belki dışarıda şiddetli bir yağmur yağıyordur, rüzgâr, fırtına, pencereler vurur, kapı gıcırdar. yakınlarda bir tren yolu vardır belki, ağır ve yorgun bir trenin gelip geçişini duyarsınız… hatta bir denizaltının çığlıklar arasında denizin dibine gömülüşünü… evet hepsini şarkıyla birlikte dinlersiniz, şarkının içindesinizdir zira. o kadar sahici…

önce de bahsetmiş miydim bilmem. değilse bile mutlaka bir kaç şarkısını almışımdır bloga. ama hepsi burada olsun istiyorum. hatta şu yan tarafa matt elliott şarkılarından bir müzik çalar da ekleyebilirim belki:) sanırım tam iki yıl önce de şiddetli bir matt elliott dalgası yaşamıştım ben. böyle dönüp dönüp aynı şarkılara, müzisyenlere, filmlere, kitaplara yeniden takılıp hayran kalıyorum. bu arada, şimdi bunu yazarken planting seeds’i dinliyorum. gece, uykuya dalarken dinlediğim şarkıdaysa yağmur sesi vardı, adını şimdi hatırlayamadım, gözlerim öylece kapanıp gitmiş…

Reklamlar

iyi ki…

söylenen senin şarkın



“bandista bir aralık, bu darlık bu basmakalıp, bu ayık kafayla esrik taklitleri, bu aramızda yaşayan katilleri teşhir etmek gerek dedi evde uyuklarken. uyanmak gerek dedi önce kendi kendine, evde bir gitar çaldı manuş, klarnet aktı meyanlı, kaydırmalı, akordeon zaten doldurmuştu köşe bucak, vurmalılar hazırdı “marş”a, başladı ev’in hikâyesi, varyetesi söküp söküp yapmanın…”

bandista‘yı ilk dinlediğimde yaşadığım sevinç ve şaşkınlığı hatırlıyorum. bir yılı aştı. her yerde onlardan bahsettim heyecanla. ve anlatmaya da devam… sabah sabah verdiği pozitif enerji müthiş! deneyin bence:)

http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyODE0NjI4O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTI4MTQ2MjgtMzMwIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToyMTAxMzI0O3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjg2ODY1OTY0O30=&autoplay=default

her şeyin şarkısı 
her şey herkesleşiyordu, herkes her şeyleşiyordu, tarih durmadan yazılıyordu, birden olanlar oldu, bir kırmızı koltukta yatarken, ekranda dziga vertov dönerken, psinoza mavladı birden, şaşkınlık hâsıl oldu, bir çapa bir votka bir ılık meltem, kıbrıs’ta dört ceset bir baker’ken, havariler mitler yazarken, uyku bastırıyordu, meneviş’ten glorya’ya sokak’ta bir votka, kadıköy evinde jacques brel çalmakta, temmuz oldu yaz bitti hoca kalk haydi, tayfa marquiz yolunda, gördüğüne inanma, gördüğüne inanma, gördüğüne inanma, sen!

hocamız, ev arkadaşımız, bize müziği anlamayı öğreten insana dair bir kolaj.

http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyODE0NjM2O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTI4MTQ2MzYtMjk5IjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToyMTAxMzI0O3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjg2ODY1NjUxO30=&autoplay=default

mâyâ 
albenisi albeni, albenisi sanki bir, şa lala lala lala la, düşkün bir düşe benzer, heveskâr eğlenceler, burjuvazi büyüler, temaşa verir huşu, sanki bir tavuskuşu, ga gaga gaga gaga ga, gagasında pembe toz, uyku inkâr ve hipnoz, dolce vita ah ne hoş, uyan artık ey uyan, uyan âlem-i reayan, pa papa papa papa pa, patlayan bir volkan ol, şol zulümden çıkar yol, mevcudiyet kavgası!

réverie



piyanist:

jean-yves thibaudet

liszt’e dair…

“sevgili liszt, ölümsüz haz’zın, ölümsüz sıkıntı’nın şarkıcısı, filozof, ozan ve ressam, ister ölümsüz kentin tantanası içinde, ister gambrinus’un avuttuğu dalgın ülkelerin sisleri içinde olun, haz ya da anlatılmaz acı türküleri söylerken, ya da anlaşılmaz gözlemlerinizi kâğıda dökerken, sisler içinden, ırmaklar ötesinden, piyanoların ününüzü şakıdığı, basımevlerinin bilgeliğinizi açıkladığı kentler üstünden, ölümsüzlükte selamlarım sizi!”*

konser mevsimi geldi işte. bu yaz yine dünyanın en ünlü müzisyenleri, grupları istanbul’a gelip günlerce konuşulacak konserler verecekler. bu durum aklıma 200 yıl önce yaşanmış gösterişli bir istanbul konseri hikayesini getirdi. 19. yy’da liszt’in abdülmecid’in davetiyle istanbul’a gelişi de böyle olay olmuş. aylar öncesinden konuşulup yazılıp çizilmiş. bütün avrupa’da “lisztmania” rüzgarı estiren, deyim yerindeyse zamanın mega starı liszt, istanbul’da da büyük bir heyecan yaratmış. hatta haberlerin yayılmasıyla, liszt’in konseri verdiği zaman dilimi arasında uyanık bir başka macar piyanist kendini liszt’im diye tanıtıp konser vermiş ve padişahı bile kandırmış. liszt bunu kızı henriette’ye yazdığı bir mektupta esprili bir dille anlatır. abdülmecid’in büyük ilgi ve armağanlara boğduğu bir kaç konserden sonra “doğu ve batı’yı aynı anda görebilmenin coşkusunu yaşıyordum. sanki bir an uzaklardaki olimpos’u bile gördüğümü sandım.” diyen liszt hemen ayrılamaz istanbul’dan. nur-u ziya sokaktaki o evde kırk gün kalır. hayran olduğu istanbul’u yaşarken, bir önceki durağı paris’te tanışıp aşık olduğu ve istanbul’da buluşma planları yaptığı, alexandre dumas fils’in şu ünlü “kamelyalı kadın”ı ve büyük aşkı marie duplesis’in, zaten hayli ilerlemiş olan veremden ölüm haberini de istanbul’da alır. elbette kesin bilinemez ama, hayatı boyunca satılık aşklar yaşamak zorunda kalmış güzel ve hüzünlü marie’nin tek gerçek aşkının liszt olduğu söylenir…

neyse, bunlar zaten bilinen şeyler. ama ben yine de liszt’ten bahsetmekten hoşlanıyorum böyle… liszt’den sonra istanbul’a gelip hayatının sonuna kadar ayrılamayan öğrencileri de olmuş. géza de hegyei, alessandro voltan (macar tevfik) gibi. macar tevfik, yetiştirdiği onlarca öğrenciden sonra -mesela saygun- şimdi izmir’de kimsesizler mezarlığında uyur…

*baudelaire – paris sıkıntısı / asa (franz liszt’e)
çeviri: tahsin yücel
yorum: sviatoslav richter – liszt sonata h-moll (part.II)

w a i t s

 

 

 

şarkı

green grass

http://www.dailymotion.com/swf/video/x3j7jm

eorica

zor günler geçiren sabri ağbi ve ihtiyar heyetine ithaf edilmiştir. artık “o da herkes gibi”dir netekim.

http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2529617&server=vimeo.com&show_title=1&show_byline=1&show_portrait=0&color=&fullscreen=1
.

beethoven’in muhteşem ruhuna saygıyla…

le trio joubran – masar

adios lhasa!

Post Navigation

%d blogcu bunu beğendi: