aglea

"et j'irai loin, bien loin, comme un bohémien"

dekalog6




“-beni neden gözlüyorsun?
-çünkü seni seviyorum.
-peki ne istiyorsun?
-bilmiyorum.
-beni öpmek ister misin?
-hayır.
-belki sevişmek istersin?
-hayır.
-öyleyse ne istiyorsun?
-hiçbir şey.”

aşk ne kadar sade aslında. aynı anda ihtişamlı… her sabah aynı saatte kapının önüne konan süt şişeleri, postacının adresi eliyle koymuş gibi bulması, hoşlandığı kadından kahve sözü alan genç adamın yüzündeki gülümseme, kirazın etinde kıpırdanan kurt gibi. “mavi”deki evsiz adamın flütünden yayılan müzik, yaşlı kadının o şişeyi cam kumbarasına hiçbir zaman uzanıp atamaması, calvino öyküsündeki,  her sabah aynı saatte gece vardiyasından dönen arturo massolari’nin bazı sabahlar, sevgili karısı elide’i elinde kahve, çalar saatten önce öperek uyandırması gibi. birinin çekip gitmesi, bir kapının sertçe çarpması, diğerinin gidip yemek yapması, radyoda cohen çalar gibi. “evlerin saat beş olma hali” gibi. bir bardak su gibi, bir dilim ekmek, berk’in şiirinden geçen ırmak, ırmağın yolunu kesip dizkapaklarının altından devam eden keçiyolu gibi. zweig, ölmeye yattığında, onu sonsuz uykuya yalnız göndermeyen lotte’nin, başını sevdiğinin omzuna koyup gözlerini kapaması gibi. perdeleri çekip karanlıkta oturmak, zile basmayıp kapıyı yumruklamak, ipte asılı unutulmuş çamaşırlar, “verso el cielo”nun müziğinde dante’nin sesini duymak gibi. yağmurda ıslanmak, çıplak ayak toprağa basmak gibi. pazar çadırları gibi. birine tüm gücünle tokat atmak, tomek’in bileklerinde kanayan ince çelik çizgi, gölgeli bir yolda yürümek, çalı çırpıyla ateş yakmak gibi. üşümek, ısınmak, yumruğunu bütün acı ve öfkenle duvara sürterek ilerlemek, her gün, yine yeniden yepyeni yenilmek gibi. kirlenmek, günahın dibine batmak, asma köprüyle, gürül gürül akan bir nehri geçmek, çok eski bir sevgilinin öfkeli selamı, dağ başı sessizliği, otel odası kasvetinde aynada kendini seyretmek gibi. reçel yapmak gibi. baudelaire’in geçip giden bulutları gibi. uçurum gibi. ondan nefret ettiğinizi sanan birini için için sevmek, gidip dönmemek, akşam yemeği, bin yıldır güneşin altında büyüyen bir asmanın sıcak üzüm salkımları, deniz gibi deniz, martılar gibi. bütün bir yılın eylül’le aklanması, nietzche’nin o ata sarılıp ağlaması, duvardaki kan lekesi, prens mishkin gibi. kieslowski on emir’den soyunup yalın kalp seslendiğinde orada olmak, en inanmadığın an kaderin gözüne görünüvermesi, magda’nın bilmeyen kalbine “aşk”ı indirmek gibi…

Reklamlar

Single Post Navigation

4 thoughts on “dekalog6

  1. merhaba safa,

    teşekkür ederim. beğendiğinize çok sevindim. ben ayrı bir film olarak değil de, dekalog serisinin arasında izlemiştim ilk. gerçekten, kieslowski deyince aklıma ilk gelen bu filmdir benim de. kieslowski’yle tanışmak, sinemaya dair en güzel karşılaşmalardan biri olmalı. keşke daha çok film çekebilseydi…

  2. Safa T. on said:

    Kieslowski’yle tanışmam bu film sayesinde oldu. Ne güzel bir tanışmaydı o.

    Dokunaklı ve hoş bir yazı, tebrikler.

  3. film çok hoş sevgili api. tomek ve magda çok sahici. aşk, öyle zaten… söylenecek çok şey varken, benden de bunlar dökülmüş…

    teşekkür ederim seslendiğin için. senin blogu okudum dün, fırsat bulunca oradan seslenmek istiyorum ben de. iyi ki yazmaya devam etmen ve yeniden başlamanla ilgili, daha önce yorumlarda konuştuğumuz gibi düşündüğümü ve sevincimi söyleyecektim. sevgiler çok.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: