aglea

"et j'irai loin, bien loin, comme un bohémien"

alex




karanlık tarihinin haritasını odasının duvarında gizler alex. ilk aşk, ilk öpücük, ilk hırsızlık, ilk cinayet…

alex’i sık sık sayıklarım. dolayısıyla leos carax’ı. biri “en sevdiğin film kahramanı” diye sorsa “alex” derim heyecanla, ve film, yine “boy meets girl”. bilen bilir bu bazen aşırıya kaçan ilgimi… sık sık da düşünürüm, konuşmak isterim hakkında, ama bir yandan da kıskanırım, herkes tanımasın isterim alex’i. böyle, sıkıntılı değil ama, evet takıntılı bir bağlanış bu… defalarca izlediğim filme dair detayları da sık sık unuturum. belki yeniden izlemem için hafızamın bana oynadığı bir oyundur bu. bilmem ki… filmden kopuk kopuk sahneler hayal ederim, durup dururken. evini terk eden o yabancı kadının, çocuğuyla seine kıyısında arabasını durdurup ressam adamın tablolarını nehre öfkeyle fırlatırken düşürdüğü fularını eğilir alır alex, karanlık nehre bakar. veya o karanlık apartman aralığında sevgilisi ve eski arkadaşına ait sesleri duyduğunda yüzünde dolaşan acı omuzlarını düşürürken, yüzündeki garip çizgiler daha da belirginleşir. ya da mirelle’nin, sevgilisiyle dış kapıdaki diafon dialogunu dinlerken yukarıdaki sese tutulup kalışını unutamam hiç, ve asıl, mirelle ile geçirdiği o tek gece, -sanki hayatı boyunca ilk kez- yüzünde dolaşan huzur gölgelerini…

paris sokaklarını hep ayrıksı, huzursuz, hastalıklı, çelişkili adımlarla dolaşıp durur alex. insanların çok yakınından, arasından geçer. varlığı, birden uçup gidiverecek bir gölge gibidir. birazdan karanlık dehlizlerde yok olacak bir yeraltı adamı gibi… dostoyevski karakterlerine benzer alex. en çok da, “ben tek başınayım, onlar hep birlikte” diyen “yeraltı adamı”na. içindeki kanlı çatışmaya rağmen, hayatında garip bir düzen vardır. zor şartlara rağmen giyimine dikkat eder. gömlekleri ütülü ve temizdir. günün modasına uygun ceketler giyer. yeraltı adamının nevsky’e çıkarken, -meselâ o subaya haddini bildirmek için- kendine kaliteli ve pahalı deriden şapka, eldivenler ve kunduz kürkü yaka alması gibi… bu, kabullenilmiş, dayatılan sosyal ilişki şeklinden farklı gelse de, sımsıkı, sapasağlam bir iletişim isteğidir aslında. ikiyüzlülük, sahteliğe alınmış gardıyla, sevgi hastalığına tutulmuş gibidir alex… kaçmaz aslında, aksine “herkes” tarafından çirkin ve kaba görülmekten korkmaz, yozlaşmış sevgi gösterilerinin üstüne üstüne gider cesurca. gece yarısı kafede o çok uzun boylu kadının gözlerinde zerre kadar sevgi görebilmek için ayak uçlarında yükselip, en son şans, içtiği kahvenin parasını ödeyip kuru bir teşekkürle karşılandığında da, sağlam, sendelemeden ve gerçek sevgiye inancını yitirmeden taşır ıssızlığını. öyle yakıştırır ki kendine…

Reklamlar

Single Post Navigation

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: